Uzun yollar küçük adımlarla aşılır :)
Çoktandır aklımdaydı İstanbul'dan memleketim Akçakoca'ya bisiklet sürerek gitmek. Nihayet bu yaz okulu yıl sonu sınavlarını atlattıktan sonra kararımı verdim ve bisikletimi alıp yollara koyuldum :)
Dün sabah (20 ağustos) saat 8:20'de kız kulesinden başlayan yolculuğum E-5 karayolunu kullanarak bugün saat 16:50 itibariyle Akçakoca sahilinde son buldu. Düzce'de verdiğim 17 saatlik uzun mola haricinde 244 km'lik yolu iki saatte bir 15 dk mola vererek 15 saat 40 dakikada tamamladım.
İlk defa deneyeceğim uzun mesafeli bisiklet yolculuğu hakkında açıkçası pek bir fikrim yoktu. Ama her şeyi yaşayarak öğrenmek daha bir güzel. Örneğin; yolların daraldığı bölgelerde 30 cm yanınızdan kocaman bir tır hızla geçtiğinde rüzgarıyla sizi sarsabiliyor, kavşaklarda, yol ayrımlarında, yol birleşimlerinde dikkatli olmak gerekiyor ;) Bu yüzden kendine güvenemeyen arkadaşların bu işe hiç girişmemelerini tavsiye ediyorum. Eğlenceli olduğu kadar, tehlikeli de bir iş aynı zamanda..
Bisiklet yolculuğunu etkileyen bir sürü unsur olduğunu de gene tecrübe ederek öğreniyoruz.
Kullanılan bisikletin sağlam olması, akıcı olması, rüzgar faktörü ve en önemlisi yolun eğimi vs.
Rüzgar size karşı esiyorsa tam bir düşmanınız oluyor ama eğer arkanızdan esiyorsa bir savaştaki müttefikinize dönüşüyor :D
Yolun eğimi de gene önemli faktörlerden; İstanbul ve Gebze bölgelerinde yol inişli ve çıkışlı olduğundan dolayı bayır bir yola tırmanmak bayağı zordu. Ama yolların inişli kısımları işin en zevkli kısmıydı. Bayıra tırmanırken ki yavaş hız yerini bazen ağır vasıta araçlarını sollayacak hıza bırakıyor.
Kocaeli bölgesi düzlüktü, hiç zorlamadı, gayet zevkliydi.
Yol boyunca her iki saatlik dilimlerde 15 dk. mola vererek yoluma devam ediyordum. Hayatımda hiçbir zaman 20 Ağustos 2014 günü kadar su içmedim :) İçtiğim toplam su miktarı 15 litreyi geçti ve tüm yol boyunca sadece bir defa işedim. 1 litre işesem toplam 14 litre su rahat tere dönüştü! Benzin istasyonlarında araçlar akaryakıt için dururken benim de su-metro-redbull için durup dinlenmem kendimi de bir motor gibi hissetmeme neden oluyordu :)
Kocaeli bölgesini geçtikten sonra Sakarya bölgesinde hafiften tatlı bayır başlamıştı. Önceden gideceğim bölgelerin kot değerlerini kaydetmiştim. Sapanca'nın 16 m, Düzce'nin 160 m olduğunu biliyordum ama o tatlı bayırın bu kadar zorlu olacağını tahmin etmiyordum. Yol size düz görünüyor ama bisiklet gitmiyor. Acaba bisiklette bir sorun mu var? Bir yere bir şey mi sürtüyor? NİYE GİTMİYOR BU BİSİKLET! gibi sorular geliyor aklınıza ama sorunun yolda olduğunu zamanla anlıyorsunuz.
Hendeğe vardığımda hava yavaştan kararmaya başlamıştı. Hava iyice karardığında arkadan gelen araçların sizi farketmesi sizin için en önemli ve hayati etken oluyor. Bisikleti yeni aldığım için hem ön hem arkaya pile çalışan lamba almıştım. Ama arka için olan kırmızı lambayı İstanbul'da unuttuğum için ön beyaz lambayı arkaya takıp karanlıkta yoluma devam ettim. Önümü ise arkadan gelen araçların farlarıyla kolayca farkedilen yol çizgileri ve işaret levhalarıyla kolaylıkla bulabiliyordum. Sapanca'dan Beylice'ye kadar süren tatlı bayır tırmanışı kendini Gümüşova'ya kadar sürecek inişe bıraktı ve ben de gece molası öncesi rahatladım!
Düzce'nin merkezine akşam 9:45'te vardım.
Tam 13 saat 45 dk. geçmişti bisiklet üzerinde ve yol boyunca ayaklarıma kramplar giriyordu. Bu arada şunu öğrendim. Bu durumda kramp girince durup dinlenmek yerine biraz daha ağır tempoda yola devam etmek daha iyi oluyor. Bir iki dk. sonra baldır kendini toparlıyor ve eski tempoda yola devam ediyorsunuz. Diğer bir sorun selenin popoyu acıtmasıydı. Bisikleti alırken tahmin etmiştim selenin sorun olacağını ve daha geniş ve rahat bir sele satın almıştım. Ama bu kadar süre içinde bu da kâr etmiyor. Sanırım daha sonraki seferlerde nasır bağlayacak ve bu sorunu halledeceğiz. Diğer bir sorun el bileklerimin çok zorlanmasıydı. Öyle ki şuan eve geleli yaklaşık 6 saat oldu fakat hâlâ musluk açamıyorum, kaşık tutamıyorum!
Düzce'ye vardıktan sonra gece boyunca arkadaşımın evinde dinlendim. İyi bir duş ve yemekten sonra sabah 10'a kadar aralıksız uyumuşum. Sabah iyi bir kahvaltı-çay-sohbet faslından sonra öğlen saat 14:40'ta Düzce'den Akçakoca'ya yola çıktım. Bu aradaki yolda kabalak bayırı diye bir bölge var ki tüm geldiğim yolun en dik olanıydı. 1. viteste yaklaşık 45 dk. tırmandım. Yanımdan geçen traktör, kepçe, patpat şöförleri sağ olsunlar almak istediler beni fakat benim iş inada binmişti.
Bayırı tırmanışı bitirdikten sonra tepede günlük meyve satan bi dayının yanında mola verdim. Yarım kilo armut ve su ikmalinden sonra yola devam ettim artık köyüme kadar sürecek inişli yola başlamıştım. Ve bundan sonrası benim için çok kolaydı. Saat 16:50'de Çayağzı Köyü halk plajına vardım. Vardıktan sonraki ilk düşündüğüm şey denize girip serinlemekti. Ve vardığımda da ilk yaptığım şey bu oldu. Ve bu esnada daha zor olan şey arkadaşlarımı İstanbul'dan bisikletle geldiğime inandıramadığımdı! Eve vardığımda Annemin sopayla koşturacağını tahmin ediyodum :D kadıncağız fındık bahçesinde çok yorulmuş yapamadı :D
Böylelikle yolculuğu bitirmiş oldum.
Dönüş yolu için gene bisikletle gitmeye karar vermedim. Kafama gene eserse gitmeyi düşünürüm.
Hatta bundan sonra daha profesyönel bir şekilde ve daha uzun mesafeleri düşünmeye başladım :)
Bu yolculuğa başlamadan önce de düşündüğüm söz şu idi:
''Korkaklar asla başaramaz.''









Kardeşim tebrikler.Başrabileceğini biliyodum. Birdahaki yolculuğunda sana eşlik etmek dileğiyle. Sevgiler :-)
YanıtlaSilTeşekürler badim ;) tek başına aslında sarmıyor. Biraz daha gırgır şamata lazım :D
SilHelâl olsun imrenerek okudum.
YanıtlaSilTesekkurler Emin :)
SilYazdıklarını merakla okudum.15 Litre su hikayesi çok ilginçti :)) :Çok güzel bir yazı olmuş abi.Eline, emeğine sağlık...
YanıtlaSilTesekkurler Burak :)
Sil