21 Nisan 2015 Salı

Ermeni Meselesi - Yalanlar ve Gerçekler

Eskilerin Ermeni Gailesi dedikleri 19. yüzyıldan bu yana Anadolu coğrafyasında bu sorun nasıl yaratıldı?, nasıl şu ana kadar varlığını sürdürdü? Tarihi geçmişiyle beraber bu sorunu inceleyelim ve Türklerin iddia edildiği gibi 1915-17 yıllarında Ermenilere soykırım yapıp yapmadığı sorusunu tüm gerçekliği ile cevaplandıralım.
Türkler Anadolu’ya yüzyıllar önce gelmişti ve Osmanlı’nın kuruluşunun üzerinden altı yüzyılı aşkın bir süre geçmişti ancak 19. yüzyıla kadar ermeni halkıyla herhangi ciddi bir sorun yaşamamıştı. Aksine Ermeni halkının Osmanlı toplumunda ‘millet-i sadıka’ yani ‘sadık millet’ olarak anıldığı tüm tarihçilerin kabul ettiği bir gerçektir. Şöyle bir soru soralım; eğer Türkler Ermenileri istemeseydi, onlara katliam yapıp bu topraklardan temizlemek isteseydi yüzyılları aşkın bir süre bekler miydi? Emperyalist tuzaklardan önce bu iki halkın yüzyıllar boyunca aynı topraklarda kardeşçe yaşamaları, aslında sorunun iki halk arasından değil, Ortadoğu ve Kafkasya topraklarının yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ele geçirmek isteyen sömürgen devletler ve etnik milliyetçi ihtiraslara kapılıp nüfusunun ezici çoğunluğu Müslüman olan topraklara bir Ermeni Devleti kurmak isteyen eli silahlı çetelerden kaynaklandığının açık delilidir.
Tarih sürekli tekrar eder. Devletler kurulur, yükselir, geriler ve çöker. Osmanlı Devleti de gerileme ve çöküş döneminde başta dönemin Rusya devleti olmak üzere,  emperyalist devletlerinin hedefindeydi. Üç kıtaya hükmeden cihan imparatorluğunun toprakları paylaşılmak isteniyordu. Paylaşım girişimleri imparatorluk dahilindeki etnik, dini unsurların silahlandırılıp, kışkırtılması; sıcak savaş sırasında da bu silahlı gurupların cephe gerisinden Osmanlı ordusunu arkadan vurması şeklinde uygulanıyordu. Bu silahlı gurupların Anadolu’daki en başta gelenleri ise Ermeni silahlı çeteleridir. Özellikle 1877-78 Osmanlı – Rus savaşıyla başlayan süreçte Ermeni çeteleri, Osmanlı devletinin cepheye asker göndermesini fırsat bilip özellikle Doğu Anadolu bölgesinde cepheye asker göndermekten köylerinde eli silah tutan erkek kalmayan köyleri basıp kadın-çocuk dememiş; Ermeni devleti kurmak emeliyle katliamlar gerçekleştirmiş, bu katliamlarda bir çok Müslüman Türke akıl almaz işgenceler yapılmıştır. Hem ülke içi asayişin sağlanması hem savaş sırasında Türk ordusunun cephe gerisini sağlama alma adına zamanın Osmanlı yönetimi tarafından Ermeni silahlı örgütlerine destek verdiği belirlenen bölgelerdeki (Van, Erzurum, Bitlis vilayetleri ile Adana, Mersin, Kozan, Cebelibereket kazaları, Maraş Mutasarrıflığı (Maraş merkezi hariç), İskenderun, Beylan, Antakya kazaları) Ermeni halkının Suriye ve Kuzey Irak bölgelerine geçici sevk ve iskân ettirilmesi kararı alındı. 
Bu konuda Amerikalı gazeteci Clarence K. Streit’in Şubat 1921’de Atatürk ile yaptığı röportajına kulak verelim. 
Clarence K. Streit: ‘ I. Dünya Savaşı esnasında gerçekleştirildiği sürekli olarak  ağızlarda dolaşan Ermeni taktil ve tehciri hakkında hükümetinizin resmi görüşü nedir?’
Atatürk: ‘Düşmanca ithamda bulunanların sürdürdükleri büyük abartmalar dışında, Ermenilerin tehciri meselesi aslında şuna inhisar etmektedir: Rus Ordusu 1915’te bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada, o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Ermeni komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için, kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız şekilde katlediliyor, gerilerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu. Bu cinayetleri işleyen ve saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve gıda ikmallerini, bazı büyük devletlerin daha barış zamanından beri kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan istifade ederek ve bu maksat doğrultusunda büyük stoklar oluşturmayı başardıkları Ermeni köylerinden yapıyorlardı.  İngiltere’nin barış zamanında ve savaş sahasından uzak olarak İrlanda’ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız şekilde bakan dünya efkârı, Ermeni ahalinin tehciri konusunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz. Bize karşı yapılmış iftiraların aksine tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı.’

Geçici sevk ve iskân kararının en uygun karar olduğunu düşünenlerden biri de Ermeni Taşnaksutyun Partisinin kurucu ve liderlerinden biri, aynı zamanda Ermenistan Cumhuriyeti'nin ilk başbakanı, Taşnak Hükümetini 1919 yılı Ağustos ayına kadar 13 ay yönetmiş olan Hovhannes Kaçaznuni’dir.  Kaçaznuni 1923 yılı Nisan ayında Taşnaksutyun Partisi’nin Bükreş’te yaptığı konferansına tarihi bir rapor sunmuş daha sonra bunu ‘Taşnak Partisinin Yapacağı Bir Şey Yok’ başlığıyla kitaplaştırmıştır. 
Raporda terör örgütü Taşnaksutyun ile ilgili ifadelerinin samimiyeti dikkat çekmektedir:

  • Gönüllü silahlı birliklerin oluşturulması hataydı. 
  • Kayıtsız şartsız Rusya'ya bağlanmışlardı. 
  • Türklerden yana olan güç dengesini hesaba kalmamışlardı. 
  • Tehcir kararı amacına uygundu. 
  • Türkiye, savunma içgüdüsüyle hareket etmişti. 
  • İngiliz işgali, Taşnakların umutlarını yeniden kabartmıştı. 
  • Ermenistan'da Taşnak diktatörlüğü kurmuşlardı. 
  • Denizden denize Ermenistan projesi gibi emperyalist bir talebe kapılmışlar, bu yönde kışkırtılmışlardı. 
  • Müslüman nüfusu katletmişlerdi. 
  • Ermeni terör eylemleri Batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti. 
  • Taşnak yönetimi dışında suçlu aranmamalıydı. 
  • Taşnak Partisi'nin artık yapacağı bir şey yoktu; intihar etmeliydi.


‘Mavi Kitap’ Konusu
Ermeni sözde soykırımının iddia edilen en önemli kaynağı İngilizlerin I. Dünya Savaşı sırasında, 1916 yılında yayınlamış olduğu ‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere Yapılan Muamele, 1915-1916’ başlıklı Mavi Kitap’tır. Ünlü Amerikalı tarihçi Justin Mc Carthy’nin de dediği gibi bu kitap İngiliz propaganda dairesince hazırlanmış bir savaş propaganda kitabıdır. Özellikle Amerikan toplumunda yalan, acitasyon ve demogoji ile kamuoyu yaratıp Anadolu’daki kendi emperyalist planlarına destek sağlamak için çıkartılan bu kitap sonucunda Ermenilere yardım komiteleri kurulmuş, oluşturulan yardım kampanyaları sonucunda iktisat tarihçilerimizin belirttiği üzere Kurtuluş Savaşı sırasında devletimizin bir yıllık bütçesine denk düşecek miktarda meblâlar  toplanabilmiş ve Anadolu’daki Ermeni terör örgütlerine temin edilebilmiştir. 
İngilizler Mavi Kitap olarak bilinen bu belge dizilerini sürekli olarak yayınlamışlardı ancak yukarıda sözü edilen kitabın diğerlerinden farklı özellikleri vardı. Gerçek Mavi kitaplar elçilik ve konsolosluk raporları gibi resmi resmi belgelerden oluşur. Ermenilerle ilgili olan Mavi Kitap’ta ise savaş dolayısıyla 1914 itibariyle diplomasi ilişkileri kesilmiş olduğu için tehcir olayını rapor edenler, Türkiye’deki İngiliz diplomatları değil, zaten emperyalist amaca hizmet eden misyonerler ve Ermeni komitacıları gibi resmi sıfatı olmayan kişilerdir. 25 Mart 2005 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde konu ile ilgili demeci yayınlanan tarihçi Justin Mc Carthy Mavi Kitapla ilgili şunları söylemektedir: ‘Propaganda malzemesi olarak yazılan bu kitaptaki belgeler tamamen sahte ve düzmecedir. Mavi Kitapta olayları anlatanların dörtte birinin kimliği bilinmiyor. Kitapta belge diye sunulanlar Taşnak gazetelerinden yapılan alıntılardır. Bunlar büyük yalanlar değil, aptalca yalanlardır.’ 
Ayrıca Hürriyet gazetesi 19 Mart 2005 tarihli sayısında sözkonusu bu Mavi Kitabın iki yazarından birisi olan İngiliz Tarihçi Arnold Tonybee’nin anılarını yayınlamış, yazarın kitabı ne amaçla yazdıklarını ve bundan duyduğu pişmanlığı belirten cümlelerini kamuoyuna duyurmuştu: ‘Kitapların propaganda için hazırlandığını bilseydik yapmazdık.’
I. Dünya Savaşı sırasında İngilizler Almanya aleyhine de benzer bir propaganda kitabı hazırlamışlardı ancak Almanların girişimleri sonucu bu kitap ‘Yalanlar Koleksiyonu’ denilerek bir kenara atılmıştır. 
Türkiye’de de Milletimize ve Devletimize karşı atılan bu tarihi yalan ve iftiralara karşı çalışmalar ve girişimler olmuştur. 2005 yılında Türk siyasetinin önde gelenleri birlik olmuşlar ve bu konuda ortak tavır almışlardır. Konu ile ilgili yapılan toplantının ardından ortak basın açıklamaları yapılmış kampanyaların altında hiçbir bilimsel, hukuki, tarihi tespitinin bulunmadığı, kampanyaların altında siyasi suçlamalar, çok taraflı yönlendirme ve lobi çalışmaları yattığı, kampanyaların dayandığı iddiaların bilimsel çalışmaların ışığında kanıtlanmasına ihtiyaç olduğu, bizim gerekirse tarihin siyasetle hesaplaşmasına hazır olduğumuzu ifade etmişler eğer tarihi belgelerin Türk devletinin soykırım yaptığı yönünde tespiti olursa bunun tüm sorumluluklarının kabul edileceğini söylemiştir. Buna karşılık Türk Milletine ve Devletine düşmanlık besleyen karşı taraf olayları bilimsel tarih ışığında çözümlenmesi yoluna kesinlikle razı olmamış. Aksine yoluna yalan, iftira ve kara propaganda ile devam etmiştir. 
1919-1920 yıllarında, Ermenilere soykırım yaptıkları iddiasıyla 145 Türk devlet adamı, asker, idareci ve aydın işgal kuvvetleri tarafından tutuklanmış, bir ingiliz sömürge adası olan Maltaya sürülmüştür. Daha sonraları Malta Sürgünleri diye anılacak olan bu kişiler İngiliz mahkemelerince yargılanmış ve sonucunda Ermenilere soykırım yapıldığına dair hiçbir delil bulunamadığından 145 kişinin tamamı 1922 yılı içerisinde serbest bırakılmıştır. 
Tüm bu tespitlerin ışığında anlaşılıyor ki Ermeni soykırımı diye bize kabul ettirilmeye çalışılan bu iftiranın dayanacağı hiçbir mesnet yoktur.
Dünya genelinde iftira kampanyalarına aralıksız devam eden Ermeni Lobisi yalanlarını birçok ülkenin meclisinden geçirebilmiş ve birçok sözde soykırım anıtını diktirebilmiştir. Buradan da anlaşılıyor ki şuana kadar Türk Devleti’nin bu yalanlarını çürütme çabaları olmuşsa da bu girişimler yetersiz kalmıştır. Bu yetersizliğin oluşturduğu sonuçlar haklı olan Türk tarafını doğruları söyleme durumundan gerçeği inkâr etme durumuna düşürmüştür. Bu konuda daha ileri adımlar atılmalı uluslararası alanda Türk Devletinin haklılığını kabul ettirecek girişimler ivedi olarak gerçekleştirilmelidir.

1 yorum: